Düşünce, Köşe Yazısı, Yazılar

ASRIN İDRAKİ VE KUR’AN’IN DİLİ

0 170
zübeyir yetik

Pek çok sorunla karşı karşıya bulunan Müslüman -en başta- inancının, dininin biricik kaynağı olan Kur’an’a ulaşma imkânından yoksun görünüyor. Arada pek çok perde/engel var ve bana kalırsa bunların en önemlisi de, “dil”.. Hayır; “Arapça”yı değil, “Kur’an/ın Dili”ni kast ediyorum. Bu alandaki “tahrifat” ve “tahribat”ı… Bugün Kur’an’a ait pek çok “kavram-kelime” içi boşaltılmış ya da anlamı değiştiril­miş/dönüştürülmüş olarak yazımımızda ve yaşamımızda yer alıyor ve biz Kur’an’ı bu anlam yükü bağlamında anlamaya çabaladıkça, bocalıyor, hatta boşlukla karşılaşıyoruz. Bunlardan bir bölümü de, yapısıyla bağdaşamayacak olmalarına karşın İslam’ın özü, özeti, açıkla­ması, vazgeçilmezi, hatta alamet-i farikası (tanıtıcı damgası) etiketiyle İslam’a sokuşturulmuş kelimelerdir. Çokça kullanılan “maneviyat” kelimesini örnek olarak irdeleyebiliriz: Mana, manen, manevi, maneviye, maneviyet, maneviyyun gibi türevleri de bulunan “any” kökünden gelme bir kelime olan “maneviyat” belki bütün dinlerin dindarları için, ama özellikle Müslümanlar ve de günümüz Müslümanları bakımından tam tamına bir tuzak kelimedir. Anlamını sorguladığımızda ilk bakışta “maddi olmayan” tanımıyla karşılaşmamıza karşın, kökteş kelimeler ve özellikle de bu kavramın türetildiği “mana” sözcüğüne bakınca, “iç yüz, içe ait olan” anlamıyla karşılaşırız. Bu yüzden de kimi ayrıntılı sözlükler kelimenin anlamdaşı olarak “bâtın” kelimesini zikrederler. Nitekim gerçekte farklı derecelerde de bulaşmış olsalar Bâtınî inanç taşıyan ya da kaynağını oradan alan Tasavvuf ekollerinin tamamı -öteden beri- maneviyatı öne çıkarırlar. “Bâtınî” kelimesine göre epeyce yumuşatılmış görünüşü dolayısıyla da dikkatleri ve tepkileri çekmekten kurtulmuş olduktan başka, öğretilerini sevimlileştirme imkânını da yakalarlar… Düşününüz ki, bütün dünyada ve haliyle de Türkiye’de, özellikle de Müslüman aydınlar arasında Bâtınîliği “ihya” başarısını göstermiş bulunan René Guénon’un kitapları bile ülkemizde “İslam Maneviyatı ve Taoculuğa Bakış”, “Manevi İlimlere Giriş”, “Maddi İktidar ve Manevi Otorite” gibi kapaklar altında yayınlanmış ve Bâtınî inanç yine “maneviyat” maskesi kullanılarak bu kapakların arasındaki sayfalarda anlatılmış, zerk edilmiş, yayılmıştır. ● Peki, “Maneviyat”ın İslam’daki yeri?.. Öyle bir şey de, bu şeyin yeri de yoktur. İç âlem, bu âlemlerle alış verişler, oralarda kanat açışlar, mesafe alışlar, sonunda da Yüce Allah’a varışlar.. Bunlar ve benzerleri İslam’da değil, Bâtınîlik’te vardır. İslam inancında “Gaybe İman” vardır. Yüce Allah’ın üstünü örttüğü, daha doğru açmadığı bir Gayb Âlemi/Âlemleri vardır. Müslüman bu görmediği âlemle/âlemlerle ilgili haberlere iman eder. “Görünenin iç yüzüdür, keşfe çıkayım/çıkıyorum/çıktım; çıktım da keşfettim..” gibisinden kimi çarpık düşüncelere kapılarak kalkıp da bu âlemi/âlemleri kurcalamaz.. Haddini bilir; üstü kapalı bırakılmışsa, demek ki kendisinin bilgisi dışında tutulmuştur düşüncesiyle haddini bilir… Gayb ile Mana arasında çok büyük bir fark vardır. Gayb, iç yüz değil; gizlenmiş âlemdir. Mana âlemi ise, bir savdan ibarettir ve Bâtınî’lerin ve dolayısıyla da Tasavvuf erbabının at oynattıklarına kail oldukları bir sanıdır, bir zandır, hatta bir sanrıdır. Müslüman “Gayb”e inanır, Bâtınî ise Mana âlemini kurcalar… Dolayısıyla: “Maddiyat Toplumu”, “Maneviyat Toplumu” söylemleri de -bu durumda- temelsiz kalmaktadır. Bu gerçeği daha açık bir biçimde belirlemek için isterseniz bir tek sual soralım: “İnsanoğlu bir sınav alanı/aşaması olan şu Yeryüzüne niçin gönderilmiştir?” Soruya dikkat edilsin, “Niçin yaratılmıştır?” diye sorulmuyor. “Niçin yaratılmıştır?” sorusunun yanıtı, malûm: “Yüce Allah’a kulluk etmek için…” Yeryüzüne gönderilişi ise, “Orayı ıslah için…” Kulluk etsin diye yaratılmış, ıslah etsin diye Yeryüzüne gönderilmiş.. Demek ki, ıslah ederek kulluğunu gösterecek, yapacak… Yeryüzü ise hiç de “iç yüz”ü, “bâtın”ı olan bir alan değildir.. “Gökler, Yer ve bu ikisi arasındakiler..” ıslah alanı olarak insanoğluna ram edilmiş, boyun eğdirilmiş apaçık görüngülerdir… Madde ve maddiyat kelimelerine tepkili hale getirilmiş olanlarımız kabule pek yanaşmayacak olsa da, Yeryüzü “maddi” bir âlem.. Rabbim bizi bu âlemi düzenlememiz için gerekli donanımla donatmış, sonra da bu amacı gerçekleştirmemizin yolunu, yordamını, yöntemini, kuralını, sınırını bildirecek elçiler göndermiş… Dahası: kendisinin bilinmesi, kendisine iman edilmesi için de yine maddi olan bu âleme bakılarak akledilmesini buyurmuş.. Söz, gereksiz uzadı gibime geliyor… ●●● Gelelim, “bam teli” olan noktaya: “İslam’ın insanlığı vaat ettikleri”… İslam, elbette ki, insanlığı kurtarma vaadinin adıdır, yoludur, yordamıdır. Reçete… Ama Müslümanların kendi dünyalarında birbirleri ile “al gülüm, ver gülüm..” halleşmelerinin verimi diye nitelendirilebilecek kimi üretimlerini (bunu aşan ürünler de vardır, elbette) kendi kendimize gelin-güveyi olarak “insanlığa vaat” konumuna oturtmaktan kaçınırsak, göreceğimiz şudur: İslâm insanlığa hiçbir vaatte bulunmuyor, bulunamıyor. Çünkü Müslüman bu “çağ”ı ve dolayısıyla da insanlığı temsil eden Batı’nın dilinden anlamıyor. Onun anladığı -hala- sömürgeleştiği dönemlerde Batılının kendisine öğrettiği dil. Batılı o günden bugüne mesafeler almış, ama Müslüman o bırakıldığı noktada tek bir adım atamadan yerinde sayıp duruyor. Kendine özel olanı yapılandırmak bir yana, Batılıdan aldıklarının üzerine bir şeyler koyup geliştirmekten bile uzak… Çünkü Müslüman kendi dilini (haliyle de dininin gerçeğini) değiştirdiği için mensubu bulunmakla övünç duyduğu İslam’ın/Kur’an’ın dilinden de anlamıyor. Onun anladığı, geçmiş zamanlardan bir zamana özgü olan bir dil. O günlerde Kur’an-ı Kerim’in dili olmakla birlikte, süreç içindeki gelişmelerden ötürü artık “yetersiz” gördüğü için Kur’an-ı Kerim’in terk ettiği bir “Kur’an dili”… Ve Müslüman, Kur’an’a yöneldiğinde onu onunla alakasız ve hatta karşıt “tuzak” kelime ve kavramlarla anlama çabası içine giriyor.. İslam’ın vaat ettiklerini insanlığa anlatacak olan Müslüman, yani ki, ne vaatte bulunan konumundaki İslam’ın ne de kendisine vaatte bulunulacak olan “çağ”ın dilini anlayamıyor. Hangi vaadi hangi dille kavrayıp da hangi dille yapacak? Akif’in Mekke Kongresinde alınan kararları tek cümle içinde özetlediği şu dizeleri hem hali pürmelâlimizi anlatmak, hem de çözüme işaret etmek bakımından gerçekten de çok önemlidir: “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı…” Kimilerinin yaptığı gibi asrın idrakini Kur’an-ı Kerim’e söylettirmeye kalkışıp da İslam’ı sözüm ona “çağdaşlaştırmak” değil, de, Kur’an gerçeği ile er meydanına çıkıp İslam’ı asrın idrakine söyletebilmek… İşte, yürüdük yürüdük de sonra dönüp yine aynı noktaya geldik: “Kur’an’dan ilham” alabilmek için, Kur’an-ı Kerim’in dilini bilmeye, İslam’ı asrın idrakine söyletebilmek için de asrın dilini bilmeye ihtiyaç var… Vaat, böylesine bir zorlu ve belki de uzunca bir süreçten sonra gündeme gelecek gibi görünüyor.. ● Ancak, ümitsiz olmamak da lazım.. Hatta ümitvar olmaktan yana çıkmak daha doğru bir tutum… İslam’ı çağın idrakine söyletmeyi hedefleyici bir “Kur’an dili” oluşturma/geliştirme yönünde yeterli ve kapsamlı akademik kimi çalışmalar yapılıyor mu, bilmiyorum.. Ama gençliğin/gençlerin çağın anlayacağı bir dili yakalamak üzere Kur’an-ı Kerim’i didikleyip durduğunu görüyorum. Üstelik çağın diline de pek yabancı olmayan gençler.. Böyle böyle bir “dil” oluşuyor, kendiliğinden.. Bu amaçla ortaya çıkan öbekler genişliyor. Bu genişleme hızıyla, çok sürmeyecek, o öbekler yakın zamanda bir bütünün parçaları haline gelecektir ümidindeyim.. Bu ümidi besleyen dualar içindeyim… İslam’ın insanlığa vaat ettiklerinin insanlığın gündemine girmesi olayının çok gecikmeyeceği ümidi ve duası.. Zafer, elbette ki inananlarındır.. Ve, zafer yakındır… Vesselam…


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...